[x]

deviantART

 

ilk toplanti sonrasi duyuru

Tue Apr 7, 2009, 8:18 AM
  • Mood: Attraction
  • Listening to: wish you were here
  • Reading: siddhartha
  • Watching: waking life
  • Playing: worms
  • Eating: köfte ekmek
  • Drinking: sarap

alt-tarafi dergi iste

Sat Mar 28, 2009, 6:30 AM
  • Mood: Attraction
  • Listening to: wish you were here
  • Reading: siddhartha
  • Watching: waking life
  • Playing: worms
  • Eating: köfte ekmek
  • Drinking: sarap
Uzun uğraşlardan ve kafa patlatmalardan sonra sonunda bir dergi adı bulabildik: alt-tarafı. Hayatın hiç beklemediğiniz bir anında karşınıza çıkan bir tanıdık gibi birden atıldı ortaya böyle bi isim ve bulduktan sonra hepimizin aklına yattı. Paylaştığımız insanlar da ismi oldukça beğendiler ve ortaya bu dergi fikrini atanlara olarak biz de net kararımızı verdik. Dergimizin adı: alt-tarafı’dır.

Peki nasıl bir dergi olacak bu alt-tarafı? İçeriği ne olacak? Kimler yazacak ya da çizecek? Nasıl seçilecek? Nasıl dağıtılacak? Nerelere ulaşacak? Bunların hepsi can yakıcı sorunlar.

İlk sorudan başlayarak sırayla gidelim.

Dergiyi, 32 veya 36 sayfa basmayı düşünüyoruz. Yayın periyodu ayda bir gibi alışılmış ya da 27 günde veya 34 günde bir gibi alışılmamış bir aralık olabilir. Ekstra bir gelişme olmazsa a4 boyutunda, ama farklı bir tasarımda olacak. Baskı kalitesi yüksek ve diğer dergilerle aynı ayarda olacak. Ama burada söylediğim bütün konular her an ya da her sayıda bir değişebilir. Bu anlamda bir kısıtlamamız ya da şablonumuz yok. Sanırım böyle olması daha iyi.

İki.

alt-tarafı bir ürün dergisi olacak. Yani sadece yazılmış ve çizilmiş ürünlerden oluşan; makale, bilimsel araştırma, siyasi gönderme yazıları, gündeme dair katı söylemler barındırmayacak. Elbette ki muhalif olacak, elbette ki alt-kültüre ve sokağa seslenecek, elbette ki gündeme dair sessiz kalmayacak. Ama bunu ortaya konan ürünlerle yapacak; bir şiirle, bir öyküyle, bir denemeyle, bir fotoğrafla, resimle, karikatürle, belki notaya dökülmüş bir müzik eseriyle yapacak. Yani hayatın ve sistemin karşısında sanat konuşacak. Tam da olması gerektiği gibi.

Üç.

Derginin yazar-çizer ekibi herkestir. Herkes vereceğimiz mail adresine istediği alandaki işini gönderebilir. Her sayıda bir konu belirleme gibi bir düşüncemiz yok, zaten içinden geçtiğimiz gündüm bunu doğal yollarla belirleyecektir. O gündeme dair işlerin dergide yer almasında öncelik tanınacaktır. Bu yüzden, kapak konusunun olmaması çıkan sayının bütünlüksüz olduğu anlamına gelmesin; dediğim gibi, içinden geçilen zamanın belirlediği gündem doğal başlığımız olacaktır. Gönderilen işlerde buna özen gösterilmesi bizim işimizi kolaylaştıracaktır.

Dört.

Gönderilen işlerin seçimi konusunda daha önce düşündüğümüz şey, gelen bütün işleri bir mail grubunda toplayip üye olan herkesin okuyup onaylaması ve seçmesi üzerindendi. Ama daha sonraki konuşmalarımızda bunun bizi yavaşlatacağını ve istemediğimiz sonuçlarla karşı karşıya bırakabileceğini düşündük. Bu yüzden bir yazı kurulu kurmaya karar verdik. Bu kurulda kimlerin olduğunu ve kimlerin hangi alandaki işlerden sorumlu olduğunu daha sonradan duyuracağız. Bu anlamda yetkin bir ekibimizin olduğunu, hatta bizim gibi alt-kültüre ve sokağa hizmet eden bir yayıneviyle iletişim halinde olduğumuzu söyleyebilirim. Bunun hangi yayınevi olduğu da sürpriz olsun…

Beş. Altı.

Dağıtım konusunda şartlarda anlaşabilirsen Yay-Sat’la anlaşmayı düşünüyoruz. Bildiniz gibi gazete-dergi dağıtımda en örgütlü şirket o. Henüz gidip konuşmadık, ama muhtemelen konuşup anlaşacağız ve eğer anlaşabilirsek Yay-Sat’ın dağıtım yaptığı her yere ulaşacağız. Böylece ilgilenen herkes yaptığımız işlerden ve söylediğimiz sözlerden haberdar olacak. Bu keyif verici bir şey.

Bahsettiğim konularda (özellikle dağıtım anlamında) bilgisi ve tecrübesi olanlar paylaşsınlar lütfen. alt-tarafı’nın çıkarılmasın üstlendik, ama sonuçta bu hepimizin emek harcayacağı ortak bir oluşum olacak.

Hepinize paylaşımlarınız için şimdiden teşekkür ederim. Üstüne daha detaylı konuşmak isteyenler celalhikmet@hotmail.com adresinden messengera ekleyebilir ya da mail atabilirler.

İletişim bilgileri:

e-mail: alt.tarafi.dergi@gmail.com (işlerinizi göndermeniz için geçici olarak alınmıştır)

facebook grup: [link]

deviantart grup: [link]

sosyomat grup: [link]
sosyomat üye: [link]


Herkese kolay gelsin.

celâl hikmet
27309 istanbul

izle beni

Sun Jan 25, 2009, 3:51 PM
  • Mood: Attraction
  • Listening to: wish you were here
  • Reading: siddhartha
  • Watching: waking life
  • Playing: worms
  • Eating: köfte ekmek
  • Drinking: sarap
artık burdayım...

[link]

a$ina

Tue Jan 13, 2009, 10:19 AM
  • Mood: Attraction
  • Listening to: wish you were here
  • Reading: siddhartha
  • Watching: waking life
  • Playing: worms
  • Eating: köfte ekmek
  • Drinking: sarap
bir müzik parçasının ilk notası gibi
dudaklarından tanıdım seni
parmak uçlarında bir sırın çiplak izleri
dokunduğun her yerde kamp kurdu tüylerim
alışılmadık bir alışkanlık gibi
yıllardır tanıdığım ama bilmediğim
yıllar sonra yine tanışsam da anımsayamayacağım bir anıda
zamanı durdum seni yakalayabilmek için
optüm sokak ortasında çırpınırken kokun
bir müzik parçasının en bilindik notası gibi
suçsuzluğundan tanıdım seni
yeri incitmeden yürüyordu parmak uçların
göğsünde bir bakirenin tüysüz çaresizliği
aklında ciddiyetsiz adamların bıraktığı dudak izleri
ve her sokak başında beni bekler gibi
ve her otobüsün camında resmini saklar gibi
bir müzik parçasının hiç çalınmamış notası gibi
alışkanlıklarımdan tanıdım seni

kendime bile anlatmadığım düşler gibi
bu gece de gel şimdi

elif’e

celâl hikmet
13109 istanbul

Devious Journal Entry

Tue Dec 16, 2008, 2:13 PM
  • Mood: Attraction
  • Listening to: wish you were here
  • Reading: siddhartha
  • Watching: waking life
  • Playing: worms
  • Eating: köfte ekmek
  • Drinking: sarap
dokunmak… bundan bahsediyorum ne zamandır… bundan dem vuruyorum… içime dokunmaktan… içimden uzaklaşmaktan… yaptığım hataların farkında olup düzeltememekten dem vuruyorum… nedeni bilmediğin şeyler yapıyorum… insanlar kendilerini yorduğumu söylüyorlar ve ben de bunun farkındayım… bunun nedenini biliyorum; onlar gibi bakmıyorum dünyaya… onların mantığıyla algılamıyorum dünyayı… her şey derin, her şey başka bir şeyin çıktısı… üstünde düşündüğüm değerler, onları gösterim biçimi, onlardan duyulan haz, hazdan alınan bağlanma isteği ve dibine kadar susmayan bir kalp sesi… hangimiz doğruyu ayırt etmek güçleşiyor bazen… bakış açısı… dokunmanın bakış açısı… hissetmenin bakış açısı… beklentilerin bakış açısı… haklı olmakla doğru olmak arasındaki ayrım… bakış açısı bu belki de… bir konu üstünde herkes haklı olabilir ama doğruyu kim söyler… doğruya yakın olanı… mantık kendini haklı gördüğünde mi doğru olduğunu düşündürür insana… ben de mi böle yapıyorum… çok fazla soru sormak neyi getirir… neresinden çıkılabilir bu karmaşanın… kendin ol… kendini gerçekleştir ve kurtuluşu yakala… tanrı da öyle yapmış olmalı… neden… illa bir alan sahibi olmak mı gerekiyor insanlarla bir şeyler yaşayabilmek için… illa bir bok olmak mı gerekiyor… bir baltaya sap ol… ondan sonra çık karşıma… çelişkilerin var… karakterin tam oturmamış… şımarıksın… bana göre davranışların yanlış… yemekte yeter ki kadar tuz yok… yeteri kadar… bana göre yeteri kadar tuz yok yemekte… ben biliyorum, yeteri kadar tuz yok yemekte… ben, kendini gerçekleştirmiş, bir bok olmuş kişi, biliyorum yeteri kadar tuz yok yemekte… yeteri kadar… bana göre yeteri kadar… istemiyorum… ben istemiyorum… ben sıkıldım… hey kime diyorum… ben… ben olmuş, kendini kanıtlamış kişi… hey sen bok çuvalı… kendini kanıtla da gel yanıma… o zaman elde et sıkılma hakkını… tek başına sıkılamazsın… ben seni sevmesem sen beni sevemezsin… ben… kendini kanıtlamış kişi… çelişkilerin var senin… seni sevemem… ben sıkıldım… ben… kendimi de tanımıyorum… ben tanımıyorum… kendimi kanıtlamış, karakterim sağlam ve kendimi tanımadan seni sevemem… yemeğe ne kadar tuz konacağını bilmiyorum, ama bu yemek bence tuzsuz… taş çıkıyor bazen içinden… ya da kıl… ama o da benim kılım… hey sen… kendi kılınla uğraş… varsa tabii… senin kılın varsa… kendini kanıtla ve kıl edin kendine… ben seni sevemem… ben… kendini kanıtlamış, doğruları bilen, mantığını kullanan kişi… evet… seni sevemem… ben… sevginin ne olduğunu tanımlamam gerek önce… ayrımını yapmam gerek… ben yapmalıyım… yaparım… karışma bana… hey… bencillikle mi suçluyorsun beni… ama böyle olmaz… ben böyle olmasını istemem… bilmiyorum… ben bilmiyorum… kendi olmuş, çelişkileri olan ben… bilmiyorum… böyle olmamasının ne demek olduğunu bilmiyorum… öğrenmek istiyorum… ben istiyorum… kime diyorum ben… ben… sana mı… ben seni tanımıyorum… uzak dur benden… ben… kendi acılarım var benim… seni tanımıyorum… neden uğraştırayım ki onlarla seni… kendini kanıtladın mı… ben… bilmiyorum daha kendimi, sana yaklaşamam… sana… ben yaklaşamam… ben… tanımsız olan… tanımlayamayan… ben yapamıyorum… sen kimsin… neden karışıyorsun bana… bana… kendi mantığıyla yaşayana… hey… git buradan… karıştırma beni… ayırt etmek istiyorum… ondan sonra… evet… ben… kendim olduktan sonra… o zaman gel… ararım seni… ben arayana kadar bekle… ben… çağırana kadar gelme bana… kimsin sen… nerden çıktın… ben ne güzel yalnızdım… düşüncelerime girme… çık… git… yalnız bırak… ben çağırana kadar gelme… acıların mı var… benim de var… bana ne… ben… kendini kanıtlamış olan… kafası karışık olan… benim karışık… acılar da benim… senin adın neydi… sahi… bir de sen vardın değil mi… sıkıldım… ben sıkıldım… yeter… git… yorma beni… ağlama… beni de ağlatacaksın… beni… kendini gerçekleştirmiş olanı… kendi yalnızlığında kendini gerçekleştirmiş olanı… git… uyu… ben istiyorum… uzak dur… gelme… arama…

hey… nereye gidiyorsun…

celâl hikmet
111208

Journal History

Site Map